çaresizlikspor

beni kime paslayacaksan pasla
artık yaşlanan bebeklerin kalmamıştır taakatı

ne dersin yine değirmene gidip
ağartalım mı saçlarımızı

sevmem olasılığı yüksek kadınlar arasında
terk etme potansiyelim yüksek diye
anaçlığı yüksek dozda
kendini kandırabilecek kadar akıllı
hepimizi en ilkel duygularıyla selamladı.

işin garibi
her erkeği bir kadın erkek yapmıştır
öyle yada böyle

hem sadece ben mi
bir gün sen de gidersin
tüm bu gidişler bozdu
istanbul’un silüetini
sonra sırtına giydi
kayıtsızlık abidesini…

16.03.2013 a.h.

Uncategorized içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın

katarsis

müziği duydun mu
bir çocuğun ağlayışı
hıçkırıklı kesiksiz
modern zamanlar öncesi bir atın
kişnemesini andıran yağmurda.
doğrusu tedavülden kalktığından beri yağmur duaları
kırkikindiler pek bir kırgın yağıyor
bir otomobil sesiyle yavaşlıyor
kısılıyor uzaklaşıyor
savaş meydanının sesi bizlerden
sonuçta herkesin realitesi kendine gibi laflarla
editörlerin hormonları raflarda.

müziği duydun mu
adamın hipokrat yemini var
başka kime güveneceksin?

15.03.2013 a.h.

Uncategorized içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın

bir yerden başlamak gerekiyor memur bey insan olmaya

bana muhteşem takıntılar getirdi
gelen her ay başı
sen beni tanırsın küçük şehirliliğimin
çorak ve kurak yerlerinden
bir dağa bakarken
yada bir göğe dalarken
kaybolan gözlerimden

al bunları
elinde bu veriler var
cebinde bir robot resmim var
jurnalle beni istersen.

yanaşıp yanına
iyi misin kötü müsün sormadım
böyle şeyler uluorta konuşulmaz çünkü
hem doğrusu cesaretim yok tahlil sonuçlarına bakmaya

ben senin ekmek paran
ben senin evine bir köşene bir gün
bir önemsiz konuk yada bir eşya olmadı
olurum istersen.

biliyorum nereye gidersem durdurmayacaksın
tutmayacaksın alıkoymayacaksın beni
sadece üniformalılar çıkacak beni yatıştırmaya
sırtım dünyaya dönük diye şüphelenecekler
sadece onlar çıkacak yolumun önüne
bir yerden başlamak gerekiyor memur bey insan olmaya

sadece telefonlara sekreterler çıkacak
ve onlara soracağım seni
sanki çağırsan gelecekmişim gibi
sanki “gelsin!” desen her şey hallolacakmış gibi

kapının önünden geçerken dedim bunları içimden.

ahmet hikmet , 11.03.2013

Uncategorized içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Hayırlı Yenilgiler

Yine öyle bir başkaldırma anıydı işte
Ellerin uzaktı
Bu şehre sen gelmiştin ben zaten hep burdaydım
her yanımdan hissediliyordu bu
fakat son zamanlarda böyle güzelleşmeseydi iyiydi bu şehir

Gövdemi çok ağlattın o gece
O gece sırtıma göğsüme vurdu melekler
Çıkarttılar seni kalbimden
Kitaplara durdum ben
Elbet söylemek isterdim
Ama yüzün dönük değil bana.

Ne yapsak tanrım bir aşkın ölüsü var kollarımızda
Bir şehrin ayakta kalan en son tarihi yapısı gibi
Banka kuyruklarında sevişen insanlar gördüm
Kampanyalar bitince her biri daha yalnızlar
Evimin yolunu gözüm kapalı buldum
Sarı şeritleri takip ederken kimi zaman
Bir başka şehrin bir başka yalnızına çarptım

Öcalırlar öc satarlar
Öcdür öc şehirlinin o dizel kokusu
Sırf benden daha fazla yıl yaşadığı için saygı duyduğum insanlar
Belki onlar bir şey görmüş olabilirler mi bir aralıkta ne dersin
Hiç olmuş insan yok
Fakat ben imkansızlıklar yaparım ben imkansızlıklar yaparım
İmkansızlar alır satarım
Sen git yarını doğur daha ben buralardayım.

Şimdi hangi ay’ı kaldırsan altında aynı gece
Ben dinlenemem o zaman ben dinlenemem
Hayalinin anlattıklarını dinlerken
Sen ben oluyorsun o zaman.

Çocuklar!
Şairin çaresizliğine ortak olun böyle dizelerde.

Şimdi kimse samimi değil kendine karşı
Şimdi sessizlik bu kadar yakın
Herkes şarkıma kulak kabartmışken
Kısılıyor sesim.

Çocuklar siz bana aldırmayın
Yaşamak güzel
Ama o benden yana değil pek
Olmaz ilaç sine-i sadpareme
Uzaklardan bir yerlerden
Çağrılıyorum

Sen merak etme zaten
Fazla kalmayacağım.
Beş Mart iki bin on üç diyor takvimler
Ama inanmıyorum.

Uncategorized içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ne Malum Türküm Diyene Sormak Gerekir

 

 Çağımızda Türklük bir ikbal kapısı değildir. Türklerin, yani Türk olmayı seçenlerin bundan yakındıkları , bundan gayrimemnun ve hoşnutsuz kaldıkları söylenemez. Zira hoşnutsuz olanlar eline fırsatı geçirdikleri anda Türk’ün karşısındaki safa geçip Türklükten çıkanlardır.   Sadece çağımızda değil elbet,  tarih sahnesinde bu ismin ilk duyuluş anında da bu durum böyleydi. Çünkü öteden beri Türk ismiyle tanınanlar ve çağırılanların en belirgin ayırt edici vasfı ve özelliği bu idi. Peki bu nedir? Bu , insanoğlunun bu dünyaya geliş gayesini unutmamakla irtibatlı olandır. Dünyaya yeni gelen , gözlerini yeni açan her insan dünyaya geliş gayesini ve bilincini içinde taşımaktadır. Fakat her yeni doğan hayatının başlangıç sahasından uzaklaştıkça bu bilinçten ister istemez kopar. Gaye ;  yeni doğanlardan takvim olarak çok çok önce dünyaya teşrif etmiş , ve argo tabiriyle – bu durumu izah etmenin en iyi yoludur-   zaman içinde , doğum tarihinden uzaklaştıkça “kaşarlanmış” insanların ; yani   dünyadaki zulüm çarkının devam etmesinden nemalanan tüm dış faktörlerin etkisiyle ve hatta örtülü yahut açık baskısıyla dünyaya yeni gelmiş her insana  , dünyanın her yeni üyesine unutturulmaya çalışılır. Peki Türk olmayı seçenlerin bu tablodaki farkı ve yeri nedir? Her adem evladı bozulmadan payını alırken , en bozulmamış olanları dahi hayatının bütününe bozulmamışlığını yayamaz  (günahsız insan olmaz şiarıyla bu zaten mümkün değildir) ve dünyaya geliş gayesini unuttuğu zamanlar –kısa da olsa- varken insanlar arasında yalnızca Türk adıyla çağrılanların farkı yarattığı nokta neresidir? Şudur ki ; abdest almayı silahlanmak ve zırhlanmak sayan Türkler , gusül abdestlerini de alırken bunu salt bir bedensel temizlik işleviyle değil ,  kısa bir süre de olsa , bir anlık da olsa unuttukları şeyi hatırlamak amacıyla yaparlar. Boy abdestinin manası , adem evladının bir anlık da olsa aklından Allah’ı çıkarmasıyla , unutmasıyla düştüğü durumu düzeltme gayretidir. Yani bu bir hatasız olamayan kulların kendilerini yenilemesidir. Ama hayır bu asla Hıristiyanlıktaki gibi bir günah çıkarma değildir. Bu,  insanın özündeki eksikliği telafi etmeye girişmesidir. Hiçbir zaman , daha doğrusu dünyada kaldıkça – Allah’ına ulaşmadıkça – eksikliğini telafi edemeyecek olan insanoğlunun bu çabası yine de yaratıcı tarafından ödüllendirilir ve takdir edilir. Bu takdir sayesindedir ki  aklı ile şehveti arasında bocalayıp duran insan dünya hayatında biraz olsun dik durabilir ve insan olma vasfını koruyabilir.

Türklük bir ikbal kapısı değilse nedir? Bir ikbal kapısı olmadığı ve dünyada bir getirisi ve karşılığı olmadığı halde neden Türk’üm diyenler bulunmaktadır? Her Türk’üm diyenin ifadesine güvenilebilir mi? Hem ikbal peşinde koşup hem Türk olduğunu söyleyenler ve Türk tavrından uzak ve onun karşı safındaki çevrelere hizmet edip , Türklüğü bu çevrelerle uzlaştırma gayreti arayanlar hakkında neler demeliyiz? Diyeceğimiz odur ki ; Türklüğü dünya üzerindeki diğer millet isimlerinden biri ve alelade sıradan bir şey sayanların , onu bir etnik köken , onu bir kültür sayanların yahut onu bir devletin varlığına bağlayıp , yurttaşlık ve modern hayatın getirdiği bir takım sözde haklarla sınırlayanların (gerçekte ise zulüm egemenliğinin hüküm sürdüğü sahalarla  entegre olmak ve buna uygun koşullar ve “makul” insanlar” meydana getirmektir amaç – fakat bu , şu anlama gelmesin ki modernlikten öncesinde hüküm süren adalettir. Hayır, sadece modernlikten önceki zulüm , modern zulüm zamanlarına gidişte bir evrim basamağıdır ve modern zulümün ileriki aşamasında da zulmün şiddeti,  insanlar bu çarkın işleyişine çomak sokmaya niyetlenmeyene kadar helak oluşa kadar sürecektir) çabaları belki bir ihtimal kendilerinde varolabilecek olan iyi niyetin rağmına sonuçsuz kalacak ve bu sınırlar içinde taşımayı kabullendikleri Türk adı onların üzerinden zamanla silinmeye (aşınma sonucu) yüz tutacaktır. Bu silinmeye yüz tutmanın farkında olanlardan bir kısmı başlarına bir belanın geldiğinin farkına varışla öfke , üzüntü , keder , nefret, heyecan gibi duygulara gark olabilirler ve bu duygularla kendilerine öğretilen yanlışlara Türklük namına , Türklüğü silinmekten kurtarmak namına daha da sarılabilirler fakat o sarıldıkları hakikat olmadıkça sarıldıkları yanlış, onları suyun içine , boğulmaya çekmekten geri durmayacaktır. Elbette etnik bir köken , bir çekirdek olarak Türk mevcuttur, vardır. Fakat Türk ismi tarih sahnesine damgasını etnik köken, genetik, kalıtsal, biyolojik özellikleri sebebiyle vurmamıştır. Tarihte pek çok örneğinin görüldüğü gibi etnik olarak homojenliğini kaybetmeden Türk kalabilenler , etnik manadaki tüm bu homojenlikleri , bu katışıksızlıklarına rağmen Türk isminin yani kendi isimlerinin taşıdığı manalardan uzaklaşabilirler. Etnik olarak en saf bir Türk , Türk ismine , Türk isminin manasına ve varoluş gayesine ihanet içinde bulunabilir. Türk isminin taşıdığı manadan en çok korkanlar ise Türk’ün düşmanlarıdır.

Türk’ün ne olduğu ve kim olduğunu bilmek ve de bildirmek gerekir. Bu gereklilik herhangi bir hamasi duygunun yarattığı  bir sanrı değil zulüm çağıyla hesaplaşabilmek için doğmuş bir ihtiyaçtır. İkinci Dünya Harbinin ertesinde dünyaya hakim olan ve hala sürmekte olan  Pax-Americana kuşkusuz sadece insanlar arasında sadece Türk’ün değerine değil  bir değer taşıyan her şeye hasımdır.  Dünya üzerinde yürütülen kimliksizleştirilmeden , insanın değersizleştirilmesi ve bir “mal” , bir “meta” haline getirilmesinden kurtuluşun ümidi Türklüktedir. Bunun için yapılması gereken şey bir mirasa hakkıyla sahip çıkabilmekten ötesi Allah tarafından verilmiş bir vaade de hakkıyla layık olabilmektir.

Biz “şehit oğulları” olan  Türkler ecdadını  görememiş bir nesiliz. Bizim dedelerimizin mekanı  ne  Bâb-ı Âli’dir ne Dolmabahçe’dir. Türk’ün ecdadı şehitliklerde, kabristanlarda, vatan toprağının her karışının altındadır. Türkler bugün dünya üzerinde Pax American hayatını yıkacak ve yerine daha onurlu bir hayat formunu tesis edebilecek yegane güç olduklarını tarihte iki defa kanıtlamışlardır. Bunlardan birincisi ilk ortaya çıktıkları anda yani  Anadolu’yu ve tüm doğuyu haçlı dalaşmalarına karşı koruyup Türkiye’yi inşa ettikleri  11-13.  yüzyıllarda ; ikincisi ise Batı Devletleri himayesindeki, Türkiye’de yaşayan yobaz gayrimüslimlerle onların işbirlikçisi ve yoldaşı (çoğunluğu 19. yüzyıla dayanan İngiliz dostluklarından aldıkları sözde kuvvetle Türk’e ihanete kalkışmış)  yobaz İslamcılara karşı verdikleri mücadeledir. İstiklal Harbinin galibi olan Türk’ü , Lazlar, Çerkezler, Pomaklar, Arnavutlar, Boşnaklar, Kürtler ve cümle etnik unsur oluşturur. Türklük ,  kültürel ve etnik aidiyetlerle aynı hizada ve kulvarda olan bir şey değildir , olmamıştır.

İstiklal Harbinde Türk’ün zaferiyle tarihte hiçbir zaman bir ikbal kapısı olmamış Türk adı kısa bir süreliğine de olsa ikbal kapısı arayanların gözünde bir fırsat olarak görülmüştür. Hazır, kendilerine bırakılmamış bir mirasa haksız yere konan fırsatçılar güruhunun talan ettikleri arasında Türk’ün başta ismi olmak üzere her şeyi vardır. Türklük hissiyle alakası olmayanların uzun yıllar süren Türk’e Türklük propagandası bugün de karşılaştığımız pek çok sorununun kaynağı olacak , Türk’üm diyenlere “ne malum?” şüphesiyle yaklaşmak lüzumunu doğuracak, safların belirginleşmesi için sorulacak soruların adedi de artacaktır.  Neyse ki bugün geldiğimiz noktada bu yazının ilk cümlesinde de denildiği gibi Türk adı  bir ikbal kapısı olmaktan çok uzak noktadadır. Türk bayrağının altı dünyaperestlerce yine tercih edilmeyen bir yer olmuştur.  Yaşanan olaylar Türk olmayıp uzun yıllar Türk’e Türklük taslamışların artık bu ad altında gizlenmelerine de lüzum bırakmamıştır. Türkler olarak yaşadığımız şerlerin hayırlarından biri varsa işte bu , o’dur. Safları belirginleştirme imkanının daha da açık bir biçimde doğuşudur. Saflar şöyledir. Bir tarafta değerler , yani bizi bu dünyada adil , temiz bir hayat formunu tesis edip yaşayabilmekle ahirette cennete ulaştıracak olan değerler ; diğer tarafta , insanlara  Allah’ın vaadine karşılık “dünyada cennet” vadeden ama düştükleri küfür ve işledikleri zulümle cehennemin zelilliğini daha bu dünyadaki hayatlarında tatmaya başlayanlar, insanlara değerleri ve kimliğine karşı “başarı” sunan sözde hakim zümreler. Gözler dünyanın sahte parlaklığı karşısında boyanmadıkça ve Allah’ın vaadine layık olmak için çabalandıkça Türk düşmanlarının dünyada her köşe başına diktikleri korkuluklar yıkılacak, tüm ilizyonlar son bulacak , “başarılı” ve sözde “saygın” olabilmek için dünyada işlenen tüm rezilliklere ihtiyaç duyulmayacak bir ortam tesis edilecek , komşusunun açlığını kendi başarısı olarak gören ve varlığını bu sömürü bu tahakküm ilişkilerine bağlamış küfrün düzeni Türk’ün bir tekmesiyle yıkılıp gidecektir.

28.02.2012 a.h.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

sakarya

rugan çizmeleri çok yol görmüş kadın
söylesene dünyada kaldı mı öyle bir yer
niçin öldürmeliyim arkamda terlikle dolaşan çocuğu
sen bilirsin söyle
dünyada kaldı mı öyle bir yer

vatan öldü kimse kalmadı
artık uzaklarda seveceğiz allah’ı..
güzel bir küskünlüktü o gençken
zayıf suratlara biraz gürbüzlük katardı
üşüyen ellere biraz ısı
kahramanlar için yol harçlığı

sabah beş gibi buralarda olur.
birazdan kalkar sahipleri yurdun
öçler ertelenecek yaslar da
sadece bir hacıyatmaz ön cephede
sürülmüştür matruşkalara karşı..

Uncategorized içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın

gizli çiçek

otobüs beklemek
gibi bir şey oluyor insan
çünkü herkese reçetelerde
yazılan sabır
kollektif bir eylem değildir pek

her alın kırışıklığının
bir perdesine sığdırıldı sırlar
çığlıklar doldu odalarımızda
odalarımızdan hanedanlıklar doğdu
baygınlığım artıyor genç kızların
öldürücü umutlarından
küçük ellerinden ve küçük olan neleri varsa
ve ne varsa
hiçbirşeye tahammülüm yok
kendimden başka

kutlu gözlerinden bir takım kadınların
birtakım okşayışlarından
gövdemde başka bir ülke doğuyorsa
neden bilmem hala neden utanıyorum

hala neden okutuyorum
alınyazımı tersten aynalarda
hala en bitik halimde bile
kıskanır erkekliğimi
üstü sigara kokan bir yorgunluk
kıskandırır erkekliğim onları
onların
o otların içinde
hepsi tanırdı beni
inanmazsan mazgallara sor
at başı giderdik yağmurlarla

bilirler kahramanlık türkülerim hiçbiri için değil
hediye edilmiş hiçbir kitapta yok rüyalarım
hayallerse konu dışı.

bir bıçakla boşalttığımdan safra kesemi
şimdi artık hüzne dönebilirim.
ben böyle severim işte
pişman olur ayçiçekleri yüzünü bana döndüğüne
borçlu çıkar tüm selamlar
en sonunda iki omzuma dönerim
giderim işte

Uncategorized içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın