yaşamakçanın grameri

bir kelime gelir ve en başa yerleşir
kurtaramaz yalnızlıktan annelerin çok sevdiği oğullarını
annelerin çok sevdiği oğulları heceler sevgileri
bir destan yazar anneler güllü Yasin kitaplarıyla
yaşamaksa yaşamak
direnilir.

merhaba başımızın ağrısı.
burada peygamberler dönemi kapandığından beri işler böyle
sağır bir hattat işledi duvarlara kaçak cümleleri
o eski şairlerden kalmadığında medet
sıra geliyordu acemi oğlanlarına
bir babanın sırası geçiyordu
yaşamak sırası geliyordu
oysa bilirdi O ,
yani Muhammed-ül Emin
o yetim bir çocuktu
yaşamak sancısı akar dizlerine
bir Tanrı’nın merhameti yok kimsede olamaz
merhaba gırtlağımın sancısı

burada işler böyle
atalarım bir dil bırakmadı bana sana ulaşacak
babilin tepelerine şimdi çıkamayacak kadar yorgunuz
bizi bizle bırakmadılar burada
Bağdat Şam Kahire …
belki biraz İstanbul damlatıyorum elimde son kalan…

şimdi biraz kekeme seslenirim uzaktan
senin hiç beğenmeyeceğin bir şiir yazarım
ihtimal üşüyen sakallarım ve son nefesimle
o beğenmeyen kırk yaşına o beğenmeyen
kan sarnıçlarında birikmiş bir tarihten tanıyorum seni
acımasız kadınlar acımazsız erkekler göç ve çocuklar
sen bunları benden daha iyi bilirsin.
yüzümüzün çizgilerinde işleyen bir tarih ve saat ilerliyor
benim saçlarımın tanınılmazlığı
senin bitmez anlatılacak güzelliğin
her coğrafyada gidecek bir uğrak yerin var.
tükenmez bu esmerliğin alacakaranlıkta
oysa seni düşünmelerin sonunda yorgun düşüyor
hayali bir soğuk mekanik gri dayıyorum şakağıma
boydan boya bir soğuk.

geride kalanlar savaş meydanı çığlıklar
kırık bir dille onarmaya çalışıyorum
istihkamlar arasında
yüreklendirmeye çalışıyorum kalanları
benim kalbim topal tekler sanki muaftır niye her savaştan
oysa ünlüler ünsüzler hepsi orada harflerin
orada yani o hüzün fışkırtan yarıkta..
ben öğrenemedim.
sana sözlerim var
ulaşır mı bilemedim.

öğrenemedim yerini yurdunu gitmenin
yürüdüm yıkık kentler geçtim ama yetmedi uzaklaşmaya
bütün hünerlerimi sergiledim
rutubetli odalara girdim aranmayı bekledim
ne zaman bir kadınının bir nehir aksa yüzünde
gerçi yakışmaz ya ona böylesi
o daha çok bir dağ eteği…
zincirlerinden kurtulduğunda

son rötuşlar azrail’e çıkmadan
kılıçlar kırıldı aşk öldürdü
bu katlara uğramadı bir daha hiç ölüm.
yaşamaktan izinsiz sevdik birbirimizi
İzinsiz imzasız belgesiz raporsuz
kayıt dışı bir seviş.

öğrenemedim görüyorsun.
zaman doldu diyorsun iyi dileklerini sunuyorsun.
giderim.
yaprakları dökülür canevimin
bil ki sözümün tarihini.

a.hikmet, 29.07.2013 , 02.30

Reklamlar
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s